25.2.08

Formula 1 Yaklaşırken...

2007 Formula 1 Türkiye Grand Prix

Haftasonu boyunca bu araçlar, güvenlik aracı ve tıbbi müdahale aracı, sık sık geçti önümüzden.
Özellikleri ise şuydu: Trafiğe çıkabilecek araçların modifiye edilmiş halleri.
Yani F1 araçları gibi ulaşılmaz değiller. F1 araçları rüyaları süslerken bunlar hayalleri süsleyebilir pekala.
Çıkardıkları seslere özellikle dikkat çekmek isterim.



Araçlar "Start" "Grid"indeki pozisyonlarına yerleşmek üzere "Pit"i terkedip "Formasyon" turuna çıkıyorlar. 32 kısım tekmili birden. Kıyametin kopmasına dakikalar var yani.


8.2.08

Kocaeli Gezimiz


Geçtiğimiz Pazar (03.02.2008) artık memleketimiz sayılan Kocaeli'ne bir gezi düzenledik. Amaç hem yeni işyerimizi görmek, hem birkaç kitap taşımak, hem de önümüzdeki dönem çalışmalarına yönelik çevre gezisiydi.
Dolayısıyla ilk durak Anıttepe Yerleşkesi.




Önce çiçeği burnunda hocahanımı makamında ziyaret.










Biraz dinlenceden sonra kitapları yerleştirdik hanımefendinin dolabına.














Sonra gezimizin belkemiğini oluşturan Saraybahçe Bağ Çeşme'ye geçtik. Burası Kocaeli'nin kurulduğu yer. En eski mahalle o sebeple. Elimizde belediyenin hazırlamış olduğu tarihi yapıların işaretli bulunduğu haritalarla başladık dolaşmaya. Önce en tepeye çıktık. Tepede bir meydan, bir tarafı şehitlik/mezarlık, diğer tarafı cami ve evler. Evler tepeden aşağı doğru yayılıyorlar.


Biz de meydandan aşağı doğru, evlerin arasından inmeye başladık. İlk ara sokaktan yamaç kısmına ulaştığımızda muhteşem manzara karşıladı bizi.



Tepe o kadar dik ki, birçok yerde yollara ek olarak ara yürüme yolları oluşturulmuş. Çokça kullandık bunları.









Tepe tamamıyla sit alanı olduğu için yapıların tamamı koruma altına alınmış durumda.














Ama koruma altına alma, müdahalelerden koruma olarak algılandığı ve uygulandığı için onarım imkanı olmayanların yapıları kendi haline bırakılmış durumda.


Bu arada bu karede yeni ve eski şehir bir arada görünüyor. Aynı zamanda yapılan ve dokunulmayan arasındaki fark da gözler önünde.




Birçok kişi imkansızlıklar dolayısıyla pek zavallı çözümlerle ihtiyacını karşılamaya çalışmış.













Bazıları da Koruma Kurulu'ndan koparabildikleri izin sınırları içinde müdahalede bulunarak ihtiyaçlarını karşılamış. Tabii yapı eski hallerin üstüne yapıştırılmış yeni çözümler, çok komik ve acı görüntüler ortaya çıkarmış.









Çöküntünün ve yıkımın boyutları insanın içini acıtıyor.











Şahıs mallarının çoğu gibi kamusal unsurlar da kaderlerine terk edilmiş durumda.













Bazı yapılar içinse yıkım çok daha hızlı ve geri döndürülemez derecede ölümcül gerçekleşmiş.

Boş kalan, kapısı penceresi açık yapıların içine giren çıkan belli olmayınca, iyi ihtimalle çöplüğe dönüyor. Yangın ise diğer bir ihtimal.









Ama bu eski mahalledeki eski yapıların çoğunluğunda hayat devam ediyor. Bu kısmen yıkık minareden ezan sesi dinlemek ayrı bir keyif.












Tabii hep yalnız dolaşmadık mahalleyi. Yakınan yaşlı amcalar kadar koşuşturan genç arkadaşlar da bizimleydi.













Birbirine komşu olmuş eski ve yeni yapılara tanık olduk.














Tabii tepeden aşağı doğru gezimizde, tek bir güzergah kullanmak bizi kısıtladığı için bazı yerlerde tırmanmamız gerekti.












Tabii arkasından da tırmandığımız gibi inmek...















Tarihi tepe gezimizin sonunda, eteklerde, restore edilmiş, çok düzgün yapılarla karşılaştık.









Bunlar genelde konut olarak kullanılıyor.















Ama tabii bütün tarihi yapılar bu kadar şanslı değil. Yeni yapıların arasına sıkışmış, kendi haline terk edilmiş, yıkılmaya bırakılmışlar da var.













Ve şehir merkezine doğru inişimizin son aşaması.















Saat kulesini ziyaret etmeden yapılmış bir Kocaeli gezisi, tam bir Kocaeli gezisi sayılabilir mi?













Kocaeli kent merkezinin en civcivli yeri, eski tren yolunun yürüyüş yoluna çevrilmesiyle ortaya çıkarılan geniş ve hareketli Hürriyet Caddesi. Dönüş yolumuzun son kısmını oluşturdu.







Ve gezimiz başladığı yerde son buldu.
Okulun orada.

10.1.08

Uyurgezer



Oldu.

Bir saniyeliğine uyudum.
Gözlerim açıktı. Radyo çalıyordu. Aşağı yukarı 80km/s hızla gidiyordum. Silecek, tipi yapan kara yetişmeye çalışıyordu. Yol ıslaktı.
Ve ben bir saniyeliğine uyudum.
Ve uyandım.
Şarkı bir sonraki notaya geçmeden uyandım.
Teker, yol şerit çizgisine ulaşmadan uyandım.
Uyuduğumun farkına varır varmaz uyandım.
Bitti.

7.12.07

Çerkezköy ve Kıyıköy

1 Aralık cumartesi akşamı baldız-bacanak evine, Arduç Malikanesi'ne intikal ettik. Davetliler Kömürlü Ailesi (Rüveyda ve Alper Kömürlü), Aşık Ailesi (Ebru ve Hüsamettin Aşık), Avcı Ailesi (Ergül, Kerem Tuna ve Rıfat Avcı) idi.

Bakan tarafta Alper Kömürlü, bakılan tarafta diğer ailelerin "reis"leri.


















Toplantımızın neşe kaynağı ve grubun en minik ferdi Kerem Tuna Avcı, kucaktan hiç inmedi.

















Üstelik bu halinden hiç de şikayetçi değildi.



















Cumartesi akşamı sabahın ilk saatlerine kadar süren yeme ve uzun ayrılık kaynaklı sohbet faslından sonra, Pazar gününe müthiş bir kahvaltı ile başlayıp yollara düştük.

Evsahiplerimizin kılavuzluğunda, öve öve bitiremedikleri, Karadeniz sahilindeki Kıyıköy'e gittik.
Yandaki Kıyıköy'deki 15. yy.dan kalma kilise.


















Bu da papaz efendinin olduğu noktadan cemaate bakış.


İlginç olan, kilisenin bir kaya bloğuna oyulmuş olması. Bu yüzden her taraf yosun kaplı zaten.




















Kızkardeşler, yumuşak kış öğledensonra güneşinde.

















Yumuşaktı güneş ışığı ama göz alıyordu.




















Akşam saatleri yaklaştıkça balıkçılar korunağa dönmeye başladı.

















Dalgakıran çok sakin uzanıyordu durgun suların içine doğru.


















Evsahiplerimiz, Bay ve Bayan Arduç.


















Uzun süre biraraya gelememiş dostların yüzünden eksik olmadı gülücükler. Güzel mekanlar da gezince...






















Bir ara bacanakla, keşfettiğim böğürtlenlerin peşinde ufak bir tepeye tırmandık.






















Dalgakıran ve balıkçı barınağının görünüşü.


















Tam kadro.



















Kuru yosunların çok hoş bir dokusu vardı.

















Kapanış için tüm Kıyıköy'ü tepeden gören balıkçı restoranlarının bulunduğu tepeye çıktık.
Önce günbatımına karşı çay keyfi, sonrasındaysa enfes balık ziyafeti.

Hepsi için Sinem ve Ayhan Arduç'a çok çok teşekkürler.

29.11.07

Yarış Sezonunu Bitiriyoruz - Offroad

23-24-25 Kasım tarihlerinde İstanbul Offroad Klübü İSOFF'un Şile'de düzenlediği offroad vardı. Cuma günü iş yüzünden katılamadık. Cuma akşamı servisle Şile'ye geçip kalacağımız Şişli Belediyesi Dinlenme Tesisleri'ne yerleştik. Yazlık kamp mantığıyla yapılmış ve ısıtma amacıyla ufak bir elektrikli soba tahsis edilmiş barakalar, kapıdaki kibrit kutusu büyüklüğündeki delik, dokunsanız kırılıp yere inecek ciddiyetteki bir çatlağa sahip cam ve köşelerdeki, içinden başta örümcek olmak üzere türlü haşeratın soğuk nedeniyle ağır çekim kafayı uzatıp kaçtığı delikleri saymazsak fena değildi. Fotoğraflamamış olmam büyük kayıp. Cumartesi sabahı önce öğlen koşulacak olan ve televizyondan canlı yayınlanacak olan seyirci etabı için hazırlığa giriştik. Ama asıl zorlu ve zevkli bölüm görevli olduğumuz gece etabıydı.


Akşamüstü gece etabının koşulacağı Yeşilvadi'deydik.

























Önce noktalarımızı kurduk.

























Ardından kumanyadan arta kalanlarla öğledensonra atıştırması yaptık.























Bu arada hava karardıkça sıcaklık düştü. Kat üstüne kat eklemeye başladık kıyafetlerimize.












Bir yandan da dolunay yükselmeye başladı ağaçların arasından.
















Ve nihayet araçlar gelmeye başladı.

















Araçlarla uğraşırken yoğun olduğumuz için görüntü alamadım.
Ama araçlar biter bitmez noktamızı toplamaya başladık.












Pazar günü ise ilk etap bizimkiydi. Onun için daha hava aydınlanmadan noktamızda yerimizi almış hazırlıklara başlamıştık. Dolayısıyla çok erken bir saatte tam tekmil hazırdık.









Hava oldukça soğuktu. Biz de kat kat giyinmek durumunda kaldık tabii dişlerimizin birbirine vurmasını engellemek için.












Sonra beklemeye başladık.


















Bu arada ısınmak için etraftan çalı çırpı toplayıp ateş yakmaya giriştik.

























Bir yandan da bekleme faaliyetimiz sürüyordu. Çok yorucu bir iş tabii.


















Araçlar gelmeye başlayınca yine görüntü alamaz oldum. Tuba aracı eliyle durdurmaya çalışıyor.























Son araç.


Araçlar etaptan 2 kere geçeceklerdi. Birincisi tamamlanmıştı. Biz de sağda solda takıldık. Çoğunluk ateş başında ısınmaya çalışırken ben dağ bayır gezip, ot, böcek, manzara peşine düştüm.








Bu da etap sorumlumuzun aracı. Ne hale gelmiş, değil mi? Aslında durumumuzun özeti denebilir.






















Güneş yükseldikçe sıcaklık da arttı.


















Hatta yakmaya bile başladı.


















İkinci geçişi de tamamladıktan sonra etapçıların antika kamyonetiyle, ki ben hayranım o makineye, anayola kadar çıktık ve etabın sonundaki arkadaşları alıp gelecek servis aracını beklemeye başladık.


















Yarış merkezi olarak kullanılan otelde, yarışın bitmesini beklerken çay, kahve içip terastan günbatımını izledik. Yorgunluğumuz yüzlerimizden okunuyor. Keyfimiz de.