8.8.11

Şikago'dan

Şikago'dan paylaşacaklarımız için yeni bir blog açtığımıza göre ( http://uzunbirmacera.blogspot.com/ ) burayı daha çok photoblog olarak kullanabilirim.

Varan 1: Şikago'nun Çelik Yaprakları

27.7.11

Abimm

2009 yapımı Abimm filmini, henüz televizyonda izleme fırsatı buldum. Çok güzel ışık, renk, açı oyunları olan, kadrosu büyük potansiyel sunan, müthiş mekanlarda kurgulanmış, film kalitesi had safhada olan bir çalışma.

Filmi izlediğinizde Steinbeck’in klasiği Fareler ve İnsanlar ile benzerliği hemen dikkat çekiyor. Zeka özürlü ve birinin kılavuzluğuna, bakımına ihtiyaç duyan bir insan irisi ile kendince hayalleri, hedefleri olan ve bu irinin sorumluluğunu üzerine almış bir kişi. Hikaye bu ikilinin yolculukları, maceraları etrafında anlatılıyor. Ancak Abimm filmi verilebilecek çok güzel mesajlar varken, bunları üstünkörü geçmiş, vurgulamamış, vurgulayamamış. Annesiyle büyüyen bir insanın baba hasreti, ailesinden kalan son kişi olan abisine, istemeyerek de olsa, sarılması, ki bu daha sonra vazgeçilmez bir bağa dönüşüyor, hırsızlık gibi bilinçli ya da istemeyerek birini öldürme gibi görece masum hiçbir suçun cezasız kalmaması, bir şeyi kötülüğe alet ettiğinizde onun o yolda yitirilmesini göze almanız gerektiği, yani su testisinin su yolunda kırılacağı, Levent Üzümcü’nün yeteneğini konuşturduğu Arif ve Selen Seyven’in çok iyi iş çıkardığı Melek karakterlerinde olan zeka özrü gibi de algılanabilecek basit ve mutlu dünyanın sadece bir hayal olduğu...

Anlatılacak bir sürü şey, verilecek, vurgulanacak bir sürü mesaj, bunlara ancak temas edip güzel, basit ve eğlenceli bir hikaye anlatan güzel bir görsel çalışma. Şafak Bal’ın görece başarılı çalışması. Filmin özeti bu bence.

Bundan sonraki kısım benim filmden çıkarımımla ilgili. Mustafa Üstündağ’ın canlandırdığı Çetin karakteri, yaptığı karanlık işler ve yansıttığı tipleme ile hepimizin yaptığı veya aklından geçirdiği şeyleri ortaya koyuyor. Ama benim asıl değinmek istediğim, bunlarla uyuşsun ya da uyuşmasın, ulaşmak istediklerimiz veya en azından eksikliğini hissettiklerimiz için ne kadar bencil olabildiğimiz. Kendisine rehberlik, kılavuzluk edecek bir baba, bir abi eksikliğiyle büyümüş bir insan, eline geçtiğinde kendi eksikliğini gidermek için sahipleniyor onu. Hatta hedeflerine ulaşmak için kullanmak da mübah oluyor. “Beraber mutlu yaşamamız için senden faydalanıyorum”.

Yıllar önce bir tanıdığımız genç yaşta vefat edenler için “Vah ki gidene” demişti. “Kalanlar bir şekilde bakıyor başının çaresine”. Gerçekten de sevgi dediğimiz şey, kendi iyiliğini, mutluluğunu düşünerek onu yanında istemek çoğu zaman. O kişi bu dünyadan ayrıldığında, onun için değil, ondan mahrum kalacağından kendisi için üzülüyor insan. Bencilce düşünüyor ve ağlıyor “O gitti” diye değil, “Onsuz ne yapacağım?” diye.

Bence gerçek sevgi bunun bir adım ötesinde gösteriyor kendini. İyiliği için onun gitmesine izin vermek, kendini geri plana itip onun için üzülmek, onun iyiliğini kendi faydanın önüne koymak. Bunun ayrı bir bilinç düzeyi, ayrı bir olgunluk seviyesi olduğunu düşünüyorum. Ulaşmak için insanın kendinden birşeylerden vazgeçmesi gereken bir düzey.

15.4.11

Orienteering


Biraz da son zamanlardaki merakımdan bahsetmek istiyorum: Orienteering. Elinizde özel olarak hazırlanmış bir harita. Ormandaki herşey en ince detayına kadar işlenmiş. Haritada işaretli hedefleri, belirtilen sırayla, rakiplerinizden hızlı olarak ziyaret etmeniz gerekiyor. Kısaca böyle.












I'd like to tell you about my new interest a bit, orienteering. A special map at hand. Every bit of detail of the forest is on it. You have to visit the checkpoints marked on the map with the proper order, faster than your opponents. It's briefly like that.





İlk orienteering maceramızda orman karla kaplıydı. Ama hava ısınmaya başlamıştı. 2010'un ilk ayıydı. Ormanda olmak, o temiz havayı solumak çok güzeldi. Hem yanımda, şu ana kadar gördüğüm en güzel orienteeringci vardı.








In our first time, the forest was covered with snow. But the weather was getting warm. It was the first month of 2011. It felt fantastic to be in the forest, breathing that fresh air. The most beautiful women running in the forest was with me.












Sonra yağmur yağmaya başladı. Ama ıslanmak keyfimizi kaçırmak bir yana, heyecanımızı artırdı.

Then started the rain. But getting wet made us get more excited.



Sonra, beni buna bulaştıran kişiyle bir takım oluşturduk: Praetorians.

After that me and my friend who introduced this sport to me made up a new team: Praetorians.



Artık şehirde yapılan maceralar da dahil türlü organizasyonda beraberiz Cilasun'la. Böyle daha fazla zevk alıyoruz.

Cilasun and I attend to various organizations together, especially the ones arranged to take place in the city. Together, we enjoy more.






12.2.11

Vazgeçemiyorum-Indispensible

Nerede olursam olayım, hep aklımın bir köşesinde.
Fotoğraf çekmek. Tespit etmek.

It's always on my mind, no matter where I am.
Taking photo. Recording.

4.1.11

Mimari Proje Yarışması-Architectural Project Competition
















Geçen yaz bir mimari proje denememiz oldu. Süreç, her zamanki gibi, yoğun, yorucu ve keyifliydi.

Bir sonuca erdiremesek de, hem mesleki anlamda çok şey öğrendik, hem de güzel bir tecrübe oldu.

Yarışma sürecinin, mezun olmuş tüm mimarlar için yaşanması gereken bir tecrübe olduğunu düşünüyorum.












Last summer we spent some time on an architectural project competition. It was, as usual, hard, tiring and fun.

Although we couldn’t make it to the end, we learned a lot from the angle of architecture and it was a great experience.

I think architectural competition is something that every graduate architect must experience.
































29.7.10

Deneme Sürüşü - Shakedown

Geçtiğimiz Ramazan'da Gezenbilir organizasyonu ile yaptığımız gece boyu gezisinin tadı hala damağımızda. Bu sene de tekrar edileceğini ümit ederek, kısa çaplı bir hazırlık turu atayım dedim.

In the last Ramadan we attended a night
trip, organized by Gezenbilir. Hoping that this year we may join one again, I decided to make a short tour to get prepared.


Önce evimin yakınlarındaki motorlu araç akıntısını kaydetmek istedim.

First I r
ecorded the motor vehicle flow around home.



Ardından, biraz uzakta, kendi kendilerine havada süzülen ışıklar gördüm.

Then I witnessed ligh
ts flying by themselves.






Kadıköy rıhtıma inmeden önce, dolaşmanın beni hep mutlu ettiği Yeldeğirmeni'ne uğradım. Yılbaşı süsleri kaldırılmamış bu güzel ağaç, bu küçük meydanda beni bekliyordu.

Before getting to Kadikoy seaside, I made a detour to Yeldegirmeni, which means windmill, that I love wandering around. In this small square, this beautiful tree with its Christmas decorations still on was waiting for me.





Sahile yöneldiğimde ara sokaktan, mendirekteki fener bana göz kırpıyordu.

As I headed towards the shore, a tiny lighthouse has been blinking to me from a long distance.






Meydanın hem durgun, hem hareketli hali, biraz mutlu hissettirdi beni, biraz da hüzünlendirdi.

Peaceful but still dynamic at this time of the day, Kadikoy square made me feel both pleased and blue.




Sonra doğu tarafındaki ikiz kulelere çevirdim kafamı.

Then I turned my head to the twin towers in the East.
















Biraz ileride yüzünü de dönmeye başladı bana.

As I walked a little, they started turning their face to me.



Tabii henüz
ışığını kaybetmeye başlamış ay dedeyi selamlamadan olmazdı.

Of course it wouldn't be complete if I hadn't hailed the moon that has just started waning.






Sabaha kadar sürecek uzun gecenin hazırlıkları bir aşamaya geldi böylece.

So my preparations for that long night has come to a certain level physically and mentally.

10.5.10

Anneler Günü

Biz Türk toplumu olarak paylaşmayı çok severiz. Güzel şeylerin paylaşılınca arttığını, zor şeylerin hafiflediğini, kolaylaştığını biliriz. Evet, annelerimiz (her zaman belli edemesek de) başımızın tacı. Ama senede bir gün de olsa bunu haykırmak çok güzel.
Bu seneki anneler gününde anne saydığımız insanları bir araya getirip hep beraber güzel vakit geçirmek istedik. Pazar kahvaltısı organizasyonu ile baba tarafını bir araya toplayıp, halalar, dayılar, yengeler, enişteler ve özel biri eksik kuzenler, hep beraber yedik içtik eğlendik.

Kahvaltı faslı böyleydi.
Güzel yemek, bol sohbet, gülen yüzler.






Yeme faslı bitti ama eksilmezimiz çay ve sohbet devam etti.





Pazar uykusu, güzel bir kahvaltı, temiz, ılık hava...
Oynamazsak olur mu?







Tabii ki hepimizin karnı doyacak ki keyfimiz yerine gelsin.











Güzel şeyler bir araya geldi bu vesileyle tabii.







Sohbet ayrı kollardan aldı yürüdü.







Bu arada dondurma keyfi de eksik olmadı tabii.
Yazı getirdik sanki.






Anneler gününde bu anne kız da bir araya gelmiş oldu.






Karnı doyanlar daha bir keyiflendi.







Yüzlerden okunur oldu mutluluk.







E güzel şeyler dedik ya...









Bu hanımefendi herkese mavi boncuk dağıttı.
Nasıl da tatlı bir hanımcık bu.

1.1.10

Ve Kardeşim Geri Geldi


18 gün önce yolladığımız duble mühendis Caner Bey'i bu sefer teslim almak için düştük yollara.
İstikamet Ankara, Polatlı.









Keyifli bir tren yolculuğuydu.







Ama bazıları için kavuşma anına doğru endişeli bir bekleyişti aslında.






Birliğe girdik, yerimizi aldık, tören başladı.
Normalde şahit olmadığımız için ilgi çekiciydi tören sırasındaki top atışları.




Merakla beklemeye başladık tören alanına girişlerini.








En meraklımız da annemdi tabii.
Sabırsız, doğal olarak.






Sonra tören alanındaki yerlerini aldı yemin edecek asteğmen adayları.







Tam bize doğru bakan çakı, benim kardeşim oluyor.










Geçitten sonra yemin töreni sona erdi.
Sıra alanı terk etmeye gelmişti.
Silahlarına sahip çıkarken kayda geçti taze subaylar.

G3 kesmez beyefendiyi, MG3 aldı eline.







Silahı teslime gidiyor subay efendi.








Buluşma gerçekleşince herkesin mutluluğu iyice gösterdi kendini.








Sonra tren saatini beklemeye başladık.











Polatlı'nın şirin garında.







Ve onca eğitim ve uğraşının yorgunluğu da kendini gösterdi.



14.12.09

Yolladık Kardeşimi

Vakit yaklaşınca önce veda fasıllları. Kahvaltılar, toplantılar, buluşmalar.

Derken sıra toparlanmaya geldi. Alışveriş, çanta toplama. Bozuk para bile lazım orada.




Ve sonunda yollama. Tren garında son sarılmalar, vedalaşmalar.

Güle oynaya gitti güzel kardeşim vatani hizmetini yerine getirmeye.